
Kaya Türkmen
The end
Otoriter yönetimler, iktidarlarına karşı bir tehdit gördüklerinde sertleşirler. Bizimki de öyle yapıyor. Sertleşiyor.
Türkiye de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yönetiminde, hızla otoriter bir rejimden totaliter bir rejime doğru ilerlerliyor. Halkın özgür iradesi, demokratik hakları ve hukukun üstünlüğü ihlal ediliyor, hiçe sayılıyor.
Ve kitleler “yetti gari” moduna girip sesini yükselttikçe, Erdoğan rejimi, yalnızca muhalefet partilerini değil, halkın kendisini de sindirmek amacıyla her türlü antidemokratik aracı devreye sokuyor. Yargı tacizini, basın sansürünü, orantısız polis şiddetini, yalanı, iftirayı, kumpası, zulmü tepe tepe kullanıyor.
İler tutar tarafı olmayan suçlamalarla belediye başkanları gözaltına alınıyor. Gizli tanık adı verilen dünyanın en aşağılık yöntemiyle insanlar itham ediliyor, tutuklanıyor.
Adalet Bakanı “Türkiye’de yargı bağımsızdır” diye geveliyor.
‘Yolsuzluk listeleri’nde en önlerde olduğu bütün uluslararası kuruluşlarca kabul edilmiş olan iktidar, muhalefet partilerinin yönettiği belediyelere “temiz eller” operasyonları düzenliyor aklınca. İthamlar boş çıktıkça “Turpun büyüğü heybede” diyor iktidarın başı.
Kendi dönemlerinde yapılan milyonluk, milyarlık yolsuzluklara ilişkin dosyaların üstünde oturuyor, muhalefetin yönettiği ve bugüne kadar bin bir teftiş görmüş olan belediyelere bin bir iftirayla saldırıyorlar.
Muhalefetin 2024 yerel seçimlerinde kurduğu ittifakları, “kent uzlaşısı” adı verilen birlikteliği suçmuş gibi gösteriyor iktidar. O sırada ‘milliyetçi’ küçük ortak, Öcalan’la iş tutuyor.
Faşizme özenen iktidarın en kullanışlı araçlarından biri olan RTÜK, Erdoğan’ın gelecek cumhurbaşkanlığı seçiminde en dişli ve muhtemelen kendisini yenecek olan rakibi Ekrem İmamoğlu’na yapılan haksız muamele karşısında düzenlenen protesto gösterilerini yayınladı diye Sözcü TV’yi on gün karartıyor. İktidara borazan olmamış kanallara cezalar veriyor. Oradan YouTube kanallarına uzanıyor, bağımsız yayınları taciz ve tehdit ediyor.
Adalet Bakanı “Türkiye hukuk devletidir” filan diyor.
Basına sansür ve baskı bununla da kalmıyor. Sekiz gazeteci, sırf protesto gösterilerini izledikleri, haber yaptıkları için gözaltına alınıyor. Saraçhane eylemlerini haberleştirmek için Türkiye'ye gelen BBC muhabiri sınır dışı ediliyor. Kendi ülkesinde Kral’a dilediği gibi söven ve hakkında takibat başlatılması kimsenin aklına gelmeyen İsveçli gazeteci, İmamoğlu protestolarını takip etmek için geldiği Türkiye'de "Cumhurbaşkanına hakaret" ve "terör örgütüne üye olmak" iddiasıyla tutuklanıyor.
Protesto gösterilerine katılan gencecik çocuklar gözaltına alınıyor. CHP milletvekili ve hukukçu Sezgin Tanrıkulu, Saraçhane’de gözaltına alınan gençlere işkence yapıldığına dair sorgu tutanakları, polis ifadeleri olduğundan söz ediyor. Kızların bacak aralarına tekme atıldığına, cinsel tacize uğradıklarına dair ifadeleri yayınlıyor. İlk yıllarında “İşkenceye sıfır tolerans” sloganıyla ortalıkta gezen Akape iktidarı bugün işkenceyle anılıyor.
6 yıl önce “Her şey çok güzel olacak Ekrem Abi” diyen Berkay Silivri’ye tıkılıyor “Bak bakalım içeride her şey nasıl da güzelmiş. Ekrem Abin de orada!” denircesine.
Yalan söyleniyor fütursuzca. Zamanında “Camide içki içtiler”, “Başörtülü bacıma saldırdılar, bir de üstüne işediler” diyenler, Bay Kemal ile Kandil’deki PKK’lıları birlikte el çırparken gösteren “ha montaj, ha şu, ha bu!” videoları ahaliye izlettirenler, bugün de Akape grup toplantısında elleri patlarcasına alkışlayan kapıkullarına Gürcistan’da meydana gelen sokak şiddetini bizdeymiş gibi gösteren yalanları yutturuyorlar.
Adalet Bakanı uluslararası basın kuruluşlarına “İBB soruşturması tamamen bağımsız adli makamlar tarafından yürütülmekte” diyor. Bakışları söylediklerine kendisinin de inanmadığını anlatıyor.
Bu oyunu sonsuza kadar devam ettirebileceklerini sananlar, halkın 23 yıldır biriktirdiği öfkenin nihayet patlaması karşısında panik içindeler. Ve bundan sonra sürekli yanlış yapacaklar, sonlarını hızlandıracaklar.
Görün bakın.