Bir boykot da Mourinho’ya…

Bu maçı alsan ne, almasan ne, şampiyon olsan ne, olmasan ne… Sevgili Mourinho, hiçbir derbi kazanamamışsan, Galatasaray’ı yenmeyi bir türlü başaramıyorsan, her önemli maçın ilk 45 dakikasını harcıyorsan çok üzgünüm, olmuyor ve biz seni boykot ediyoruz.

Dün akşam sarı lacivert formayı giyen futbolcular siz de boykotu hak ediyorsunuz. Bu yılın belki de en kritik maçlarından birinde acınacak durumdaydınız. Ne kolay dağıldınız, demoralize oldunuz ve ezildiniz.

Son yazıda bu maç için “döndü dolaştı yılın en kritik maçı oldu” demiştim. “Öncelikle geçen yıl U-19’daki gençleri kandırıp attıkları golden sonra utanmadan dünyaları kazanmış gibi hoplayıp, zıplayıp, kutlayanlarla hesaplaşma maçına döndü. O gençleri üzenlerle ödeşmek her şeyden önemliydi”. Olmadı, beceremediler.

Bu yıl ilk beşteki hiçbir takımı yenemeyen Fenerbahçeli oyuncular için fırsattı. Dahası Mourinho’nun üzerindeki derbi lanetini kırma şansıydı. Olmadı, kıramadılar.

Bu maç her ne kadar kupa maçı olsa da bir yandan da lig için son derece önemli, kazananın ligdeki psikolojik avantajı da ele geçireceği bir maçtı. Her ne kadar Mourinho maç öncesi “Psikolojik avantaj her zaman liderdedir” dese de kaybedenin büyük dertlere dalacağı bir maçtı. Ve Fenerbahçe şimdi derin dertlere dalıyor.

Mourinho telafisi olmayan bu maça son dönemin favori isimleriyle çıktı. Geri üçlüde Çağlar vardı, orta saha merkeze sakatlıktan dönmesine rağmen Fred alınmıştı, ileride de Dzeko’nun yerine yine Talisca geçmişti. El Nesyri’nin son dönemdeki durgunluğunun nedeni Dzeko’suzluk muydu yoksa ramazanda tuttuğu oruç mu, merak konusu. Ancak bu akşam görüldü ki Dzeko gibi birileri “al da at” demezse Nesyri’nin golle hiçbir ilgisi olmayacak. Hiç olmazsa Osimhen’i izleseydi de onun kadar hırslı oynayabilseydi. Dzeko ve Tadiç hamle oyuncusu olarak saklanmıştı ama İrfan Can Kahveci’nin günahı neydi, Mourinho’ya sormak lazım.

Ancak kadronun yanlışlığı çabuk ortaya çıktı. Maçın başlamasıyla Galatasaray orta sahayı ele geçirdi. Talisca ve Nesyri destek vermeyince Galatasaray her seferinde orta sahayı hızlı geçebildi ve ilerdeki Osimhen-Barış Alper ikilisi istedikleri gibi oynadılar Fener ceza sahasında. Çağlar da Barış ve arkasındaki Eren’le her seferinde boğuşmak zorunda kaldı. Son haftaların altın çocuğu, övüle övüle şişirilen Oğuz neredeydi derseniz,

Allah bilir derim.

Sonuçta Galatasaray ilk yarı iki gol atıp üç dört net pozisyonu da değerlendiremedi. Sarı kırmızılı oyuncular bile böyle bir oyun beklemedikleri için yakaladıkları fırsatları değerlendiremediler.

Nesyri ve Talisca’sız neredeyse 9 kişi oynayan Fenerbahçe ilk yarı boyu rakip ceza sahasına bir kere girebildi. Uzatma dakikalarında bulunan gol ise “Allah kabul etsin” kontenjanındaydı.

İkinci yarıya aynı kadro ile çıktı Mourinho, belli ki planını değiştirmeden bildiğini okuma niyetindeydi. İlk değişikliği 65’te yaptı ve Çağlar’ın yerine Mert Müldür‘ü, Kostiç’in yerine de Maksimen’i aldı. Değişikliklerin de etkisiyle Fenerbahçe rakip yarı sahaya geçip pozisyonlar üretmeye başladı. İki net gol birden kaçıran Nesyri’yi 75’te çıkarıp Dzeko’yu, Oğuz’un yerine de Tadiç’i aldı.

Sonrası kaos, 16-17 dakika uzatma oynanmasına neden olacak saçmalıklar. Her iki takım da bu dönemde üçer dörder gol kaçırmayı başardı. Sonunda Osimhen’in anlamsızca patlayan öfkesiyle ateşlenen olaylar iyice tadını kaçırdı oyunun. Sonuçta Galatasaray yine gülerek ayrıldı Kadıköy’den.

Olan bize oldu. Boykotu bozduk, ATV’den maç izledik. Keşke bozmasaydık.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Ümit Sezgin Arşivi