Richard Wagner: Operanın Devrimcisi

“Hiçbir besteci, sanatı üzerinde Wagner kadar derin bir etki bırakmamıştır. Girişimci, filozof, şair, orkestra şefi, tarihin en önemli bestecilerinden ve 19. yüzyılın en dikkat çekici şahsiyetlerinden biri olan Wagner, bir deha olduğunun farkındaydı. Ama kötü huylu, benmerkezci ve acımasız bir insandı”.

Richard Wagner, 22 Mayıs 1813’te Leipzig’de doğdu. Daha bebekken babasını tifüsten kaybetti. Annesi Johanna kısa süre sonra oyuncu ve oyun yazarı Ludwig Geyer ile evlendi. Bu durum Wagner’in sanat ve tiyatroya erken yaşta ilgi duymasını sağladı.

Başlangıçta Wagner’i büyüleyen şey müzik değil, edebiyattı. Müziğe olan gizli tutkusu, Weber’in “Der Freischütz” operasını dinleyince uyandı. Ardından Leipzig’de Beethoven’in “Fidelio” operasını ilk kez duyduğunda müzik onun için bir saplantıya dönüştü. Beethoven’in senfonilerini düzenlemeye başladı, nota okumaya daldı ve ilk eserleri olan iki orkestra uvertürünü besteledi. Bu uvertürler, 1829’da Leipzig’de sahnelendi. Richard o zamana kadar hiçbir resmi müzik eğitimi de almamıştı.

richardwagner.jpg

Beethoven’in eserlerinden büyük ölçüde etkilenen Wagner, kendi bestecilik yolunu bulmaya çalışırken Fransız ve İtalyan operalarından da esinlendi. 1833’te ilk operası “Die Feen” (Periler)’i besteledi. Ancak bu eser Wagner hayattayken hiç sahnelenmedi.

Wagner’in gelecekteki karakteristik özellikleri kendini göstermeye başlamıştı. Leipzig’deki Thomasschule okulundan atılan bir isyankârdı. Leipzig Üniversitesi’nde hukuk okumaya başlasa da düellolar, içki, kumar ve kadınlar, derslerden daha çok ilgisini çekiyordu.

Müzikal Felâket ve Yoksulluk

22 yaşında Wagner, Magdeburg’daki küçük bir opera binasında orkestra şefliği yapmaya başladı. Bunu kabul etmesinin görünür nedeni tiyatronun iflasın eşiğinde olmasıydı. Asıl sebep ise güzel genç aktris Minna Planer’e duyduğu tutkuydu.

Wagner, borç yükü altında ezilirken Minna ile Königsberg’e (bugünkü Kaliningrad) kaçtı. Kasım 1836’da evlendiler. Daha sonra Riga’daki bir opera şefliği görevine geçtiler ancak bu dönemde de mutsuzdular. Sonunda Wagner işten çıkarıldı, borçları nedeniyle pasaportuna el konuldu ve kaçak yollarla Rusya’dan kaçmak zorunda kaldı. 1839’da Minna ile Paris’e ulaştılar ve 1842’ye kadar iki kez borç yüzünden hapse atıldığı bir yoksulluk içinde yaşadılar.

Wagner 1842’de Almanya’ya dönerek Dresden’e yerleşti ve burada “Rienzi” ve “Der fliegende Holländer” (Uçan Hollandalı) operalarını sahneledi. “Rienzi” Dresden Operası’nda sahnelenmek üzere kabul edildi. Meyerbeer’in tarzında yazılan bu opera, büyük bir zafer kazandı ve Wagner’in adını Almanya çapında duyurdu.

Dresden Operası bir sonraki sezonda “Der fliegende Holländer”i sahneledi. Bu, Wagner’in yeni bir opera stiline doğru attığı ilk adımdı ama başarısız oldu. Ancak 1843’te Dresden Operası’nın müzik direktörü olarak atandı. Bu görevde altı yıl boyunca opera sahneleme standartlarını görülmemiş bir seviyeye çıkardı. 1845’te “Tannhäuser”in prömiyerini gerçekleştirdi.

1848’de ise üçüncü başyapıtı “Lohengrin”i tamamlamaya çalışırken, Avrupa’da devrim rüzgârları esiyordu ve bu hareketler Saksonya’ya da sıçradı. Wagner devrimcilerin yanında yer aldı, radikal bildiriler yayımladı, siyasi konuşmalar yaptı ve ayaklanmalara destek verdi. Devrim başarısız olunca Almanya’dan kaçmak zorunda kaldı ve sonraki 13 yılını Zürih’te sürgünde geçirdi. Burada, operaya dair devrim niteliğindeki fikirlerini geliştirdi: ‘müzik dramı’ kavramı, tüm sanat dallarını birleştiren bir sentez olmalıydı. Bu düşüncelerden yola çıkarak dört operadan oluşan devasa bir proje tasarladı: “Der Ring des Nibelungen”. Bu eseri tamamlaması tam 25 yıl sürdü.

Tristan ve Cosima

Sürgün yıllarında Wagner, “Tristan und Isolde” ve “Die Meistersinger von Nürnberg” (Nürnberg’li Usta Çalgıcılar) operalarını da besteledi. Bu dönemde zengin bir ipek tüccarı olan Otto Wesendonck’un mali desteğiyle lüks bir villada yaşadı. Ancak Wagner, ona duyduğu minnettarlığı Otto’nun eşi Mathilde Wesendonck ile tutkulu bir ilişkiye girerek ödedi! “Tristan und Isolde” bu aşkın etkisi altında yazıldı.

Zürih’teki bu karmaşık durum sürdürülemez hale gelince Otto, Wagner ve Minna’nın Paris’e gitmesi için maddi yardımda bulundu. Ancak Minna ile Wagner’in evliliği artık geri dönülemez şekilde sona ermişti. 1862’de Wagner, Franz Liszt’in kızı Cosima ile tanıştı. Wagner’in arkadaşı ve destekçisi Hans von Bülow’un eşiydi Cosima.

“Cosima, von Bülow’dan ayrıldıktan sonra Wagner ile evlendi ve onun hayat arkadaşı oldu. Von Bülow, Wagner'e olan bağlılığını her zaman korudu ve Cosima'ya şöyle yazdı: Sen, hayatını ve zihninin hazinelerini benden üstün birine adamayı tercih ettin. Seni suçlamak bir yana, her açıdan bu kararını onaylıyor ve tamamen haklı olduğunu kabul ediyorum.”

cosima.jpg

1850’lerden itibaren Wagner’in müziğinde büyük değişimler görülmeye başladı. Lohengrin operasıyla romantik operanın sınırlarını zorlayan besteci, daha sonra devrim niteliğindeki eserlerine yöneldi. Bu süreçte felsefeci Arthur Schopenhauer’in fikirlerinden ve Alman mitolojisinden büyük ölçüde etkilendi. 1864 yılında Bavyera Kralı II. Ludwig’in himayesine girerek maddi destek kazandı ve en büyük eseri olan “Der Ring des Nibelungen” (Nibelung Yüzüğü) operasını tamamladı.

Müzik Anlayışı ve Eserleri

Wagner’in en büyük katkılarından biri, operayı "Gesamtkunstwerk" (Bütüncül Sanat Eseri) kavramıyla yeniden şekillendirmesidir. Bu anlayışa göre opera, müzik, şiir, tiyatro ve görselliğin birleştiği bir sanat formu olmalıdır. Wagner, bu düşüncesini özellikle “Tristan und Isolde”, “Parsifal” ve “Der Ring des Nibelungen” gibi eserlerinde uygulamıştır.

Wagner'in saf Alman ırkını militanca koruyuşu, ölümünden elli yıl sonra, 1933'te Hitler tarafından bir Nazi öncüsü ilan edilmesine ve simgeleştirilmesine yol açmıştır. Toplama kamplarından kurtulan kimi Yahudilerin anılarında onlara sürekli Wagner müziği dinletildiği anlatılır. Bugün, ölümünden neredeyse 125 yıl sonra, İsrail'de Wagner operası sahnelenmesi hâlâ bir tartışma konusudur.

Wagner ve Bayreuth Festivali

Wagner, eserlerini kendi hayal ettiği gibi sahnelemek için Bayreuth şehrinde özel bir tiyatro (Bayreuth Festspielhaus) inşa ettirdi. 1876’da burada “Der Ring des Nibelungen” operası ilk kez tam haliyle sahnelendi. Günümüzde de her yıl düzenlenen Bayreuth Festivali, Wagner’in müziğini yaşatan en önemli etkinliklerden biridir.

Richard Wagner, operaya sadece yeni bir soluk getirmekle kalmamış, aynı zamanda müzik tarihinin yönünü değiştiren bir besteci olarak sanat dünyasında kalıcı bir iz bırakmıştır.

Dinleme önerisi:

Wagner’in en popüler uvertür ve diğer parçalarının topluca yer aldığı

“Wagner – Orchestral Favourites,

Sir Georg Solti, Vienna Philarmonic (DECCA)

Önceki ve Sonraki Yazılar
Kaya Türkmen Arşivi