Aileye feda olmayacağız, her günü 8 Mart yapacağız

Bu sene 8 Mart, bize Türkiye'de kadın cinayetlerinin rekor seviyeye ulaştığı bir yılı yaşatanlara verdiğimiz cevaptır. Ama biz, 8 Mart’ın tarihindeki görkemli mücadeleden aldığımız kuvvet ve kaybettiğimiz tüm kadınlar için öfkemizle arkamıza değil, önümüze bakıyoruz. Geleceğin eşit ve özgür dünyasının en somut kanıtı olarak mücadeleyi büyüten genç kadınlar, her kuşaktan kadın, her gün azimle mücadele ediyor, her günü 8 Mart yapıyoruz. Kadın cinayetlerinin azaldığı tek yıl İstanbul Sözleşmesi’ne imza atılması, en çok olduğu ise dayattıkları “aile” iklimi ise bize düşen de 2025 yılını ve her gününü eşitlik ve özgürlük mücadelesi yapmaktır.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, maalesef 2024 yılı raporunda en yüksek kadın cinayeti ve kadın şüpheli ölümü oranlarını açıklamak zorunda kaldı. Şu küçücük Şubat ayında ise kadın şüpheli ölümleri, cinayetleri de aştı. Resmi makamların düzenli raporlama yapmadıkları halde cinayetlerin azaldığı yönünde yaptıkları açıklamalar gerçeği yansıtmıyor. Çünkü dünya çapında kadın cinayetleri için çok temel başka bir gerçek var; bizlerin uğraşa didine yaptığı raporlamalar bile tam gerçeği yansıtmıyor. Maalesef kadın cinayetlerinin gerçek boyutu muhtemelen çok daha yüksek.

Türkiye’de başka önemli bir gerçek daha var: Yıllardır raporlarımızda, çok gerekli olduğu ve çok istediğimiz halde maalesef tespit edemediğimiz iki ana veri, iki ana konu var:

1. Öldürülen kadınlar çalışıyor muydu?

2. Koruma kararları var mıydı?

İşte meselenin kaynağı da burada…

Ülkede kadınların en ağır sorunları şiddet ve ekonomi.

Tüm toplumun ve elbette kadınların da açık ara ile öne çıkan en yakıcı gündemi geçim derdi.

TÜİK bile gizleyemiyor.

EN AĞIR SORUN AÇIK ARA İLE ŞİDDET

Kadınların yaşadığı en ağır sorunun ise verilere dayalı biçimde yıllardır açık ara ile şiddet olduğu saptanıyor. Ve son dönemde bu şiddet ve ekonomik şartlar ilişkisi başka bir boyut kazanıyor, elde edemediğimiz bu iki veri de bunun göstergesi.

Ne demek istiyorum?

Eğer Türkiye’de kadın istihdamı yeterli olsaydı, bu kadar geride bırakılmasaydık, öldürülen kadınların çalışma durumunu tam tespit edebilirdik. Ve eğer 6284 sayılı koruma kanunu etkin uygulansaydı, şiddetten korunuyor olabilseydik, bu veriyi de tespit edebilirdik.

ubat-veriler.jpg

TÜRKİYE’NİN BİRİNCİLİKLERİ!

Durumu, OECD ülkeleri içinde Türkiye’nin birinciliklerine baktığımızda daha net anlayabiliriz:

  1. Kadın işsizliğinde birinciyiz. (TÜİK’in kadınları işgücünden bile saymayıp hesaplama dışında tutarak oranları gizlemesine rağmen.)
  2. Enflasyonda birinciyiz; Türkiye, ülkelerin karşılaştırıldığı grafikte sayfalara sığmıyor…
  3. Bunların mantıki sonucu olarak; OECD’nin kadına karşı şiddet istatistiklerinde %32'lik oranla yine birinciyiz. (Ayrıca şiddet konusunda G20 ülkeleri arasında da birinciyiz.)

Bütün bunlar tesadüf mü?

VAATLER ADIM ADIM DEĞİŞTİ

İktidarın geçirdiği ekonomik ve siyasal değişime baktığımızda; ilk dönem işler iyi yürürken kadınlar ve emekçilere verilen vaatlerin, nasıl adım adım değişip günümüzde açlık sınırının altında ücrete vardığını görebiliriz.

Ekonominin ve geçim şartlarının giderek kötüleşmesi, bir yandan kadınların çalışma isteğini öte yandan kadın işsizliğini artırırken, iktidar gerçek ihtiyaçlara cevap vermek yerine kadınları eve göndererek sorunu örtmeye çalışıyor.

İlk dönemdeki vaatler yerini, yıllar içinde iş isteyen kadınlara “Kocan çalışmıyor mu?” diye sormaya, hatta kadınların çalışmasını ülkede işsizliğin nedeni olarak görmeye bıraktı. Ama bu noktada işler de karışıyor, zorlaşıyor. Çünkü farklı katmanlarda farklı çelişkiler hareket halinde.

Şöyle ki; kadınlar da değişti, başta genç kadınlar olmak üzere her yaştan her görüşten kadın politikleşti ve hakları için mücadelede kararlı.

Ayrıca kadınlar çalışmak istiyor, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) araştırmalarına göre bu oran çok yükselmiş durumda.

KADINLARI EVE HAPSETME FORMÜLÜ

Hak arayışını bastırmanın yolu olarak hali hazırda yüksek olan kadın cinayetleri ve şiddet, artık bir de böyle bir ekonomik basınçta gerçekleşiyor.

Yani konu yalnızca değişen kadınların değişen talepleri değil, derinde; altyapıda bir şeyler oluyor. Daha derin katmanda ise bu iktisadi sistemin kendi içinde taşıdığı tarihsel çelişki var:

“Ev kadını” diye bir mefhumu hayatımıza sokan kapitalizmin kar amaçlı meta üretimi ile gündelik hayatın yeniden üretimi arasındaki çelişki.

İşte bu açmazı tarihsel olarak “ev kadınlığı” ile dengelemeye çalışan sistem, kadınları ikna etmenin yolunu da onları gerek fiziksel gerek ekonomik olarak koruyacağı vaatleriyle, “aile” ile bulmuştu. Peki ne oldu? Kadınlar en çok aile içerisinde ve yakınlarındaki erkek tarafından öldürüldü. Dahası erkekler, çocuklarını da öldürebiliyor ve intihar da ediyorlar.

O sahte anlaşmaların hepsi bozuldu.

EN AĞIR İSTİSMAR: ÇOCUK EVLİLİĞİ

Öldürülen kadınların çoğunluğu evli ve hala onları koruması gereken bakanlık, Sevgililer Günü’nde “Seviyorsan git evlen” diyebildi. Üstelik 2024 yılında, bilebildiğimiz kadarıyla 9 bin 971 yani 10 bin kız çocuğu evlendirilmiş, en ağır istismar biçimlerinden birine uğramış iken.

Peki oğlan çocukları ne yaptılar? Annelerini öldürdüler.

Evet maalesef bu sene kadınlar, oğulları ya da babaları tarafından da daha çok öldürülüyor.

Aileler bu şartlardayken aile yılı ilan edenler, kör oldukları için değil, bu sömürüye dayalı iktisadi rejimin de ayrımcılığa dayalı cinsiyet rejiminin de başarısızlığını kabul etmemek için direniyor.

YILGINLIĞA KAPILMAK YOK

Trump’ın seçim kazandığı bir dünyada, bu havaya yaslanmaya çalışıyorlar. Ne var ki biz bu sene başka bir şey daha başardık; geçen yıl 8 Mart’ta ahdettiğimiz gibi hemen ardından gelen yerel seçimlerde kadınlar hem kazandılar hem kazandırdılar. Seneye genel seçim sonrası yılgınlığa kapılmayıp mücadeleye katılarak başlayan kadınlar, Medeni Kanun’daki haklarına dokundurmadı. Şimdi 40. Maddede değişiklikle cinsiyet geçiş sürecini zorlaştırmaya hazırlanıyorlar ama hep birlikte buna da izin vermeyeceğiz.

Evet, şüpheli ölümler artıyor ama biz de her gün verdiğimiz mücadele ile yol kat ediyoruz.

  • Şüpheli biçimde öldürülen ve dosyası kapatılmaya çalışılan Şebnem Köker davasında Yargıtay buna izin vermedi.
  • Evet, kadınların korunmasında müthiş ihmaller var ama yıllar önce korunmadığı için öldürülen Serpil Erfındık davasında Anayasa Mahkemesi devleti sorumlu buldu.
  • Yine Hülya Şevvalci davasında, onu koruyamayan İçişleri Bakanlığı manevi tazminat ödeyecek.
  • Kadınların kendi soyadlarını kullanmalarını önleyen 187. Madde iptal edildi.

Sonuçta, parça parça da olsa kazanımlarımız oldu ve şu anda da ülkenin farklı yerlerinde bütün grev yasaklarına ve baskılara rağmen hakları için direnen işçi kadınlar var…

Seneye Medeni Kanun’a sahip çıkarak başladık, 6284 seferberliği ile devam ettik ve bu mücadele yolunda genç feministler yepyeni alanlar açtılar, geleceğin umudu oldular.

Tüm bu maddi gerçeklere yaslanarak, tam bir eminlikle diyoruz ki; aileye feda olmayacağız, 6284 ile yaşayacağız.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Gülsüm Kav Arşivi